Hikaye anlatan şarkılar güzeldir. Hikaye ile bağ kurulabildiğinde daha da güzeldir. Ama en güzeli de hikayenin ucundan kulağından geçmeyip, fikrin hoşa gitmesidir. En en güzeli de belki sesin, müziğin ve kelimelerin rahatlatıcı ve bir o kadar da uzaydaki hareket ettirici etkisidir.
Ne dedim ben de pek emin değilim de bir şeylerin yer değiştirdiği kesin.
Ben üç dört yaşlarındayken büyük teyzem Almanya'da yaşardı. O zamanlar tabi çok fazla oyuncak olmadığından buralarda, anne babamın teyze ziyaretleri dönüşlerindeki ödülüm bir yığın oyuncak olurdu. Aralarından bir tanesi hala kendisini hatırlatıyor bana. Dondurmacı kamyonu.
Doksanlı yılların Nickelodeon'ında Pete & Pete yayına girdiğinde, sıcak yaz aylarını dondurma satarak neşelendiren dondurmacı kamyonunu gördüğümdeki heyecanım bu yüzdendi. Ben bu kamyonları Türkiye'de yalnızca bir kaç yazlık mekanda gördüğümden o zamanlar, televizyonda görünce hemen kendi Alaman dondurmacı kamyonumla kıyaslamıştım elbette.
Dondurmacı kamyonun üstü camla kaplıydı. Hem kamyonun şoförü hem de arka sıradaki rengarenk dondurmalar gözüküyodu camdan. Çok meraklıyım ya, dondurmalara illa dokunmalıyım. Gerçek mi değil mi anlamalıyım. Bir şekilde kamyonun ön kapısını açarak ön koltuktaki şoförü sökmeyi başardım ama gelin görün ki o cam kapağı bir türlü sökemedim. Ben de çözümü, kamyonu birinci kattaki evimizin balkonundan aşağı atmakta buldum. Evet kamyonun camı kırıldı. Hayır o rengarenk dondurmalar gerçek değildi. Evet benim hayallerim yıkıldı ve yine evet kamyonumu paramparça ettiğimle kaldım. Değdi mi peki bunca dramaya? Onun cevabını bilmiyorum. O zamanlar değmemiş gibiydi sanki ama belki pek de algılayamadığım bir hayat dersi edinmişimdir bu yaramazlığımdan.
Şimdilerde biraz değişmeye çabalıyorum ama kurcalamalarım hala devam ediyor. Zaman zaman etrafımdaki kimseye güvenmeme eğilimi gösteriyorum. Sürekli insanların hareketlerinden şüpheleniyorum. Durmaksızın neden böyle davrandıklarını sorguluyorum. Sanki bana söylenen her şeyde bir alt metin varmış gibi davranıyorum. Evet var bir, iki, üç-beş alt metin bunun farkındayım. Ama kimin yok ki? Hepimizin var. Malesef herkesin içinde minik şeytanları, pasif agresif anları, dolu dolu yalanları var. Sorun şu ki ben bunu bile bile sürekli kurcalıyorum. Üstelik bunu beni hiç ama hiç ilgilendirmesini istemediğim ama bir şekilde beynimi sürekli istila eden şeyler için yapıyorum.
Kimseyi mükemmelleştirmeye çalışmıyorum. İnanın. Kendim de öyle olmadığımı biliyorum. Öyle olmak gibi bir niyetim yok. Bir sürü hata yapıyorum ama bunları her zaman başkasına açık açık göstermesem de, kabullenme ve tekrarlamama eğilimi gösterdiğime inanıyorum. Bugün bir yazı gördüm. Diyor ki; İnsanlara dertlerinizi anlatmayın çünkü yüzde yirmisi bunları umursamayacak ve yüzde sekseni bu dertlere sahip olduğunuz için sevinecekler. Doğruluk payı olduğunu söylemem lazım ama yüzdeye vuruyoruz madem, bu doğruluk payı yüzde yüz değil. Hatalarını kabullenmeyen ve bunları durmaksızın tekrarlayan sevdiceklerimin dertlerini baya baya umursuyorum.
Bana çok yakın olmayan, çok fazla duygusal bağ kurmadığım, empati kurmanın dışında aşırı sevgi beslemediğim insanların dertleri açıkçası beni çok alakadar etmiyor. Ufak bir üzülme hissinden sonra, bunları düzeltmek ya da üzülme hissini sürdürmek gibi uzun soluklu bir takım şeyler (neyler?) yaşamıyorum kafamda. Üstelik haber bültenlerini seyrederken ağlayan bir insan olarak söylüyorum bunu. Ama bu ana kural dışında istisnalar var. Aynı kendi kardeşime ders çalıştırırkenki kızgınlık ve sabırsızlığım gibi oluyor bu insanlarda durum.
İstisna insanların tekrar tekrar aynı hataları yaptığını izlemek, sürekli olarak alt metinli şekillerde hem kendilerine hem de başkalarına yalan söylediklerini görmek, asla söyledikleri sözün arkasında durmadıklarını farketmek, çoğu zaman yeterince güçlü karakterli olmadıklarını düşünmek gibi durumlar beni fena halde üzüyor(du). Kesinlikle bu düşüncelerimde haklı olduğumu söylemiyorum. Yüzdeye vuruyorsak eğer yüzde elli oranında haksızım ben. Gerçekten bu kadar kurcalamak istemiyorum. Bu kadar kişisel algılamak istemiyorum başkalarının benimle zerre kadar ilgisi olmayan hareketlerini. Tek yapmaya çalıştığım hep yardım etmeye çalışmak, çok sevdiğim insanların üzülmelerini istememek. Ama cidden bunu bile yapmak istemiyorum çünkü öyle çok derdiniz var ki sevgililer, yoruyor beni bu. Elimden gelen dinlemek belki bir iki tavsiye vermek olabilir, o da isteniliyorsa bundan sonra.
Çenemi çoğu zaman haddim olmadığını düşünerek açmasam da beynim bin küsür farklı olasılık üretmiyor demek değil bu. Üretmesin istiyorum. Kabul etmek cidden çok faydalı. Hep yararını gördüm. Ben de şimdi bunu kabul ediyorum ve kurcalamayı kesiyorum. Verilenden fazlasını hayalimde canlandırmayacağım.
Bir kaç gün önce kar yağdı vesilesiyle gezinirken bahçede, kocaman bir kürek buldum. Bir kıs kıs güldüm tabi. Eskiden olsaydı ne yapardım dedim İ'ye. Benim bildiğim Elif eskiden olsa alır o küreği bir yaramazlık peşinde koşardı, çok şaşırdım dedi.
Bırakayım dondurma kamyonunun camından gözüktüğü kadar gerçek olsun dondurmalar. İlla elimle orasını burasını kurcalamam gerekmiyor. Gerçeği göreyim diye dondurma kamyonundan oldum. Oldu kamyon paramparça. Üstelik ne dondurmalar gerçekti, ne de şoförün bundan haberi vardı.